Le Trio Joubran - Masar
‘kuşlara takılıp gidiyor aklım’
“Çocuklarınıza sütle birlikte Kur’an’dan öğütler verin. Boyları büyürken, kalpleri ve bakış açıları da büyüsün.”
|| Ömer Muhtar
Çocuk ve Medya Hareketi mühimdir efendim.. ayrıntılı bilgi için: http://www.cocukvemedyahareketi.org/tr
Türkçe Olimpiyatları kapsamında düzenlenen ‘Kültür Şöleni’ bu yıl 140 ülkeden gelen farklı kültürün ve dilin öğrencileriyle 24 Mayıs’ta İzmir’de başlayacak.
Farklı renkleri ve dilleri buluşturan Kültür Şöleni’ni Anadolu insanı sabırsızlıkla bekliyor. Her yıl izleyenleri ve ziyaret edenleri kendilerine hayran bırakan Türkçe’nin çocukları bu yıl da çok iddialı geliyor.
Türkiye’nin bir çok ilinde ayrı ayrı gerçekleşecek olan Kültür Şöleni’nin 24, 25 ve 26 Mayıs’ta gerçekleşecek olan İzmir ayağına bütün halkımız davetlidir.
Gençlik ve Spor Bakanlığı’nın destekleklediği proje kapsamında Erguvan Bilim Kültür Sanat Derneği‘nde gerçekleştirilmiş olan “Türk İslâm Geleneksel El Sanatları” kursumuz sona ermiş olup ilk sergimiz İzmir’de gerçekleştirilecektir.
İzmir’e duyurmuş olalım.. Müsaitseniz bekleriz..
Sergi: 18 Mayıs 2013 Cumartesi
Saat: 17.00
Yer: Erguvan Bilim Kültür Sanat Merkezi [ Mimar Kemalettin Caddesi No:104, 35210 Konak, İzmir ]
Salih Mirzabeyoğlu yaşı 70′e yaklaşan bir düşünce adamı. Çağdaşları Dhoruba ve Carlos gibi o da yarım asırdır fikri sahada -kendi düşünsel istikametine göre- sorumluluk bilinciyle mücadelesini veriyor. Söylemeye gerek var mı bilmiyorum, buadam; alçakça bir komplo bahane edilerek tam 15 yıldan beri içerde tutuluyor.
Ülkede işlerin iyiye gittiği söyleniyor; işte hızlı trenler falan, büyüyen ekonomi, daha fazla demokrasi gibi güzellikler… Bu iyiye gidiş, Bolu’ya uğramayı düşünmüyor mu, bilmiyoruz. -Tam olarak nasıl oluyor- asıl soru bu galiba. Hukuki gerekçelerin de üstünde bir el mi var yoksa?
Devlet Salih Mirzabeyoğlu’yla ne zaman barışacak?
Yani ”tam olarak nasıl oluyor” apaçık zulme razı olabilmeyi diyorum, bu soruya ait bir serzeniştir bu.
Salih Mirzabeyoğlu’nun hikâyesi çok tanıdık, bildik bir hikâye aslında. Gerenimo’nun üflediği barış çubuklarının hikâyesi, dumanlı dağlarda söylenen özgürlük şarkılarının ve bıçağın sivri ucunun hikâyesi biraz da.
Hani şu meşhur ‘Onlar diyor ki, ben kötü bir insanmışım, niye böyle diyorlar, oysa bir ağacın gölgesinde ailemle birlikte yaşayıp gidiyordum’ haykırışına eşlik eden serçelerin tek başınalığı gibi; iç kanamalı ama henüz umutsuz değil.
Bu bir ‘ne olur affedin’ yakarışı falan değildir, ‘hakkını teslim edin’ çağrısıdır sadece. Mirzabeyoğlu içerdeyken, bizim dışarıda sayılamayacağımız ortada.
Bir tünel de onun Bolu’daki tek kişilik yapayalnız hücresinin kalbine açma girişimlerinin çığ gibi büyüdüğünü,
28 Şubat kurbanlarının ‘sembol’leşmiş siyah-beyaz bir fotoğrafı sayılan Salih Mirzabeyoğlu’na reva görülen bu açık zulmün temel insani değerleri benimseyen hemen herkesi yaraladığını,
İlgililer ve konunun muhatapları tarafından ona karşı uygulanan bu derin suskunluğun -yani bir bakıma sükût suikast’ının- samimiyet köprülerini dinamitlediğini…
Evet, tüm bunları, yüksek sesle yeniden tekrar etmemiz gerekecek.
Daha görecek güzel günler var, kapanmayan yaralarla birlikte huzur dolu bir seccadenin sükûnetine tutunmak da var. Bıçağın sivri ucu’na bakıyor artık özgürlük.
Bu Marslılara söyleyeceğimiz son sözümüzdür; Salih Mirzabeyoğlu’na özgürlük!
Güven Adıgüzel
Çizim: Çağatay Hakan Gürkan [Sancaktar son sayısı]
Ömer Karaoğlu - Kuşlar
_kuşlar! sizin kadar hür olmaktı hayalim!